logo

reklam

DURSUN MÜLAZIMOĞLU’NUN YENİ YAZISI”26 AĞUSTOS 2016 – 05 EYLÜL 2016 “


Dursun MÜLAZIMOĞLU
mulazimoglu@duyarlikapi.com

Bu yazıyı yazmak çok zor ama, sizlerle de paylaşmak istedim. 26 AĞUSTOS 2016 – 05 EYLÜL 2016 Bu tarihler, yuvamın ışığı, geleceğimin istikbali olan hayat arkadaşım ve çiçeği burnunda fidanımın, vatan topraklarına emanet edildiği tarihlerdir. Düşünebiliyor musunuz, otuzüçyıldır aynı yastığa baş koyduğunuz, her şeyi paylaştığınız, iyi günde de kötü günde de birbirinize destek olduğunuz sırdaşınız, yoldaşınız olan eşinizi ve henüz yirmiiki yaşında ömrünün baharında olan evladınızı ongün içerisinde arka arkaya kaybediyorsunuz. Allah’ım ne büyük bir imtihan. Allah bu acıyı hiç kimseye vermesin. Bizleri de sabredenlerden eylesin inşallah.

Tarih 26 Ağustos 2016, Günlerden Cuma, ŞIRNAK’ın Cizre İlçesi’nde BTÖ tarafından Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’ne bomba yüklü araçla yapılan saldırı sonucu oğlum polis memuru Ali Mülazımoğlu’nun ağır yaralı olarak Diyarbakır Dicle Araştırma Hastanesine kaldırıldığı haberi üzerine, eşim Gülistan MÜLAZIMOĞLU, kızım Filiz ve damadım Mehmet ÖZDEMİR’le birlikte yola çıkmaya hazırlanırken Eğitim Merkezi Başkanımız, bizleri bu acılı günümüzde yalnız bırakmayarak temin ettiği bir araçla birlikte yola çıktık.

Hepimizde bir endişe ve kaygı vardı, ancak metanetimizi kaybetmeden sürekli dualar ederek ilerliyorduk. Urfa’dan Diyarbakır yoluna döndük, yol bölünmüş yoldu ve iki gidiş ikide gelişi vardı. Trafik çok sakindi ve biz Diyarbakır’a çok yaklaşmıştık. Diyarbakır’a yaklaşık 25-30 KM kalmıştı ki Başkanımın kullandığı hafif ticari araç birden kontrolden çıktı, başkanım aracı toparlamaya çalıştıysa da bu mümkün olmadı ve olanlar oldu. Kaza sonucu çocuklarımın annesi 33 yıllık eşim vefat etmişti. Başkanım ve bizler ise bu elim kazadan Allah’ın taktiriyle yaralı olarak kurtulmuştuk. Ölümün nerede nasıl gerçekleşeceğini ancak ve ancak bizi yoktan ver eden Rabbimiz bilir. Çünkü O herkese bir ecel vermiştir. İnsanın veya herhangi bir canlının eceli, kendisine tâyin edilen ömür kadardır. “Ecelin gelmesi” ise, tâyin edilmiş bulunan ömrün son bulması, yani ölümdür. “Eğer Allah, insanları, yaptıkları her haksızlıktan dolayı cezalandırsaydı, yeryüzünde tek canlı bırakmazdı herhalde. Fakat onları takdir edilen bir süreye kadar erteler Rabbimiz. Ecelleri (süreleri) geldiği zaman da bir an dahi ne geri kalırlar, ne de ileri geçerler” (en-Nahl, 16/61). Eşimin de eceli (ömrü) Diyarbakır yolunda ki o elim kazaya kadarmış. Allah rahmet eylesin mekanı cennet olsun inşallah. Amin.

Eşimi, yolculuk esnasında şöyle dua ediyordu, “Allah’ım oğlumun acısını bana yaşatma ben bu acıya dayanamam” diyordu. Rabbime hamdolsun Oğlunun acısını anneye, Annenin acısını Oğluna göstermedi ve onları birbirinden ayırmayarak cennette buluşturdu inşallah. Biz onlardan razıydık inşallah rabbimde razı olduğu kullardan eyler.

Kaza sonucu kızım ve benim durumun ağır olması nedeniyle hastaneye kaldırılarak ameliyat etmişler. Damadım ve Başkanım ise kazayı hafif sıyrıklarla atlatmışlar. Diyarbakır Dicle Üniversitesi Araştırma hastanesine ağır yaralı olarak getirilen oğlum Ali MÜLAZIMOĞLU’nu görme şansımız olmadı. Çünkü ben ertesi günü gözümü açtım. Oğlumun durumunun ağır olması nedeniyle, aynı gece uçakla Ankara GATA Hastanesi’ne kaldırılmış. Gata’da yapılan tüm müdehalelere rağmen annesinden ongün sonra yani 05.09.2016 günü oğlumun şehadet haberini aldık. Henüz 22 yaşında vatanı ve bayrağı için yanıp tutuşan bir delikanlıydı. O, Bayrakla dertleşen toprakla bütünleşen bu uğurda can verip devleşen bir yiğitti.

O, isteyerek ve severek mukaddesatı ve vatanını korumak için görevinin başında şehit olmuştur. Allah şehadetini kabul eylesin. Trabzon’da görev yaparken şöyle diyordu, “baba ben bir an önce doğudaki arkadaşlarımın yanına tayin isteyeceğim, o arkadaşlarımız vatan ve bayrağımız için savaşırken bizler burada hak etmeden maaş alıyoruz, bende bir an önce oraya gitmek istiyorum bu benim kanıma dokunuyor” diyordu. Ve dediğini yaparak Cizre’ye tayin oldu. Gidişinden kısa bir süre sonrada, vatanı ve bayrağı korumak için çıktığı bu kutsal yolda görevi başında şehadet şerbetini içti. Toprak, eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Aksi taktirde yersiz yurtsuz vatansız kalırsın. Vatanı müdafaa etmek demek, salt sahip olunan toprakları korumak demek değildir. Aynı zamanda vatan toprakları üzerinde yaşayan insanların dinini, canını, malını, ırz ve namusunu korumak demektir. Rabbim şehit olmayı bizlere de nasip etsin inşallah, âmin.

Bu zor günlerimizde bizleri yalnız bırakmayarak eşimin ve oğlumun cenaze törenlerine bizzat katılan, telefon eden, bizi tanıyan tanımayan sosyal medyada paylaşımlarda bulunarak acımızı paylaşan başta genel Müdürümüz olmak üzere eş, dost, akraba, meslektaşlarım herkese çok teşekkür ediyorum, Allah hepinizden razı olsun bizleri yalnız bırakmadınız. Sizlerin duaları sayesinde ben bugün ayaktayım ve görevimin başındayım. Herkese çok teşekkür ediyorum.

Etiketler:
Share
#

SENDE YORUM YAZ

#

DURSUN MÜLAZIMOĞLU’NUN YENİ YAZISI”26 AĞUSTOS 2016 – 05 EYLÜL 2016 “” için 2 Yorum

  1. Ali ŞANOĞLU : diyor ki:

    Gardaş Allah yar ve yardımcın olsun. Rabbım sana tüm yakınlarına sabırlar versin.Seni seviyoruz Rabbım Ahirette cennetinde inşallah sizleri buluşturacaktır.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • OKURYAZAR OLMAK İSTİYORUM

    02 Mart 2017 Köşe Yazıları

    Okumazsak, fakirler(!) canımıza okuyacak. - Göreviniz/mesleğiniz nedir? - Öğretmenim... - Hangi okuldasınız hocam? - Okulda değil, ceza infaz kurumunda öğretmenim. - Nasıl yani? Mahkumlara okuma-yazma mı öğretiyorsunuz? Bütün tanışmalar bu diyologlar ile başlayıp bu minvalde devam ediyor. Bu diyologların arkasından şu monolog geliyor: - Okuma ve yazma öğretmek değil, okumayı ve yazmayı öğrenmek; "okuryazar" olmak istiyorum. Ama benim "okuryazar"lıktan kastım adını soyadını yazabilmek değil tabi ki... Yazmak, bir merak işidir. Kalemini...
  • HAK VE ADALET PEŞİNDE

    26 Şubat 2017 Ceza İnfaz Personeli, Cezaevi Haberleri, Diğer Haberler, İnfaz ve Koruma Memurları, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler, Üst Manşet

    Daha önce birçok yazımızda, özellikle vardiyalı çalışılan meslek gruplarında karşılaşılan sağlık sorunlarını dile getirmiştik. Uzun süre gece vardiyasında çalışan kişilerde stresten kaynaklı kalp ve damar rahatsızlıkları, romatizma, siyatik, uyku bozuklukları gibi çok sayıda hastalığın görüldüğü çeşitli araştırmalarla kanıtlanmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 2004 yılında başlatılan ve 2010 yılında tamamlanan bir akademik araştırmada, polisin gece saat 22.00 ile 03.00 arasında uyumadığı için; bu saatle salgılandığı belirtilen, s...
  • İLK ÇAĞLARDA CEZAEVİ -3

    05 Şubat 2017 Köşe Yazıları

    İslamiyet Öncesinde Cezaevleri. Kur'an ayetlerinden de anlaşıldığı kadarı ile eski medeniyetlerde hapishanelerin, yerleşik sisteme geçmiş, belirli ölçüde gelişmiş bir hukuk sistemine sahip bölgelerde var olduğunu söylememiz mümkündür. Ancak bu hapishanelerin, suçluyu cezalandırma ve topluma kazandırma işlevinin dışında cezası kesinleşip, infaz gerçekleştirilene kadar, suçlunun bekletildiği mekânlar olduğu anlaşılmaktadır. Eski ve Yeni Ahitte geçen hapishane anlatımı ile Kuran’daki anlatım birbiri ile örtüşmektedir. Hz. Yusuf ve Musa'nın haps...
  • İSLAM İNSAN VE BİLİM

    05 Şubat 2017 Köşe Yazıları

    İslam ve İnsan   Birkaç asırdır Müslümanların bilimde biraz geri kalmışlığı beraberinde İslam ve bilim tartışmalarını ortaya atılmasına neden olmuş, bazı art niyetli kişiler tarafından Müslümanlar gerici, yobaz olarak lanse edilerek bunun sebebinin İslam olduğu söyleme cüreti  göstermiştir.  Oysa hakikat hiçte öyle değildir. Müslümanların insanlığa yaptıkları hizmetleri anlatan  ciltlerce kitap vardır. Ancak bu yapılanlar dönem dönem büyük sansürlere uğramış yada batılılar  tarafından çalınarak kendi isimleriyle kendileri tarafından üretilmiş...