logo

reklam

CEZAEVİ SENİN OLSUN BANA RUHUMU GERİ VER – IV


Halit Serdar Biçer
halitserdar@hotmail.com

Sabahların asabiyeti ve çıkarılan ayakkabılar, kemerler, anahtarlıklar, bozuk paralar ve kontrol edip üstünü başını, temkinli adımlarla ilerleyip geçmek duyarlı bir kapıdan ve beklemek, sinyal verecek mi diye… Ve dönen raylar ve alınan eşyalar ve herkesin önünde giyilen ayakkabılar ve takılan kemerler; el dedektörleri, kameralar, kameralar, kameralar…

Açılan demir parmaklıklı kapılar, kapanan demir parmaklıklı kapılar, asma kilitler ve anahtarlar, anahtarlar, anahtarlar…

Sabahların asabiyeti ve saat sekizde açılmaya başlayan kilitler, kapılar; takırtılar, uğultular, sesler… Sadece saymak değil, bakmak, görmek, incelemek ve şüphe etmek, hep şüphe etmek… Açılan kapılar, girilen odalar; oturarak ya da ayakta, alt katta ya da dışarıda, sıraya dizilmiş insanlar, yüzler; hayatlar, hikayeler ve hikayeler… Açılan kapılar, girilen odalar; hep aynı koku ve alınan nefes ve verilen nefes ve alışmak kokuya… Açılan kapılar, kapanan kapılar; açılan kapılar, kapanan kapılar… Kapıların arkasında olanlar, yaşananlar, bilinenler, bilinmeyenler, sırlar ve sırlar…

İçinde insan var, insanın içinde ise bilinmeyen; ne kadar çok insan var ve ne kadar çok bilinmeyen…

Laciverdin büyüsü içinde kurulamayan düşler, florasan ışığının altında gerçekleşmeyen hayaller; gündüz vardiyasında yaşananlar, akşam vardiyasında olanlar; yazılanlar, çizilenler ve tutanaklar, tutanaklar… Tutanaklara sığmayan hayatlar, hayatların içinden taşan tutanaklar; belki soruşturmalar, ifadeler, gerçekler, yalanlar; suçlar ve cezalar; cezalar ve belki pişmanlıklar… Yine insanlar, yine hayatlar; yeni insanlar, yeni hayatlar…

İçeri girenler, dışarı çıkanlar; içeri girenler, dışarı çıkamayanlar…

Dilekçeler; tek tip, şahsi bir sorunla başlayıp şahıslar değişse de aynı sorunu benzer cümlelerle anlatanlar; aynı sorunu anlatanlara verilen aynı cevaplar; aynı cevabın farklı şahısların aynı sorunlarını çözeceğine duyulan umutlar, belki umutsuzluklar…

Uzun koridorlar, koridorlara açılan daha kısa koridorlar; koridorların her iki yanında kapılar; kapılarda mazgallar, mazgallar…

Uzun koridorlarda oraya gidenler, buraya gidenler; uzun koridorlarda pencereler, pencerelerde parmaklıklar, parmaklıklar…

Sabah sekizden akşam beşe, sabah sekizden akşam sekize, akşam sekizden sabah sekize tüm gün, yirmi dört saat süren bir kamu görevi bu, hiçbir zaman sahipsiz bırakmadığınız, bırakamayacağınız bir kurum… İçinde laciverdin, dışında hakinin ağırlıkta olduğu bir kurum… Etrafında yüksek duvarların, yüksek kulelerin, devasa aydınlatmaların olduğu bir kurum… İçinde ve dışında sabit kameraların, dönen kameraların olduğu ve sensörlü tellerin, jiletli tellerin çevrelediği bir kurum… Sadece siz “kurum” deseniz de çoğuna göre adı cezaevi, adı hapishane olan bir kurum… Size göre çoğunun adı infaz ve koruma memuru olduğu çalışanların görev yaptığı ancak dışarıdakilere göre içerisinde gardiyanların hüküm sürdüğü bir kurum… Adı ceza infaz kurumu.

Cezaevi senin olsun, bana ruhumu geri ver diye başladım yazmaya. Az kelime ile çok şey anlatmaktı amacım. Ancak ne kadar başarılı oldum bilmiyorum. Ruhunuzun sizden istedikleri ile çalışmakta olduğunuz kurumun size verdikleri arasında ne kadar fark var bilmiyorum ancak ruhunuzun istediklerini karşılayamadıkça zamanla ruhunuzu da kaybediyorsunuz. Yaradılış gayenizden uzaklaştığınızı hissediyorsunuz. Buna karşı mücadele etmeniz gerekir, elbet mücadele ediyorsunuz. Ancak çalıştığınız kurumun geçmişten gelen kemikleşmiş sorunları çözülemeyecek boyutlara ulaşmışsa, buz dağının görünmeyen kısmına ulaşma çabanız engelleniyorsa, yapmak istedikleriniz desteklenmiyorsa, iyi niyetiniz anlaşılamıyorsa, her zaman dışarıdan gelen bir yabancı olup yalnızlaştırılıyorsanız, belli hesapların içine çekilmeye çalışıyorsanız, güven duygusu hep şüphe içinde tükenmişse ve çoğu kişi size boşvermeyi öneriyorsa artık ruhunuza değil de koşullara uyan bir kendine yabancı oluyorsunuz.

Böyle olmamalı. Böyle olacaksa cezaevi senin olsun, bana ruhumu geri ver.

Halit Serdar BİÇER

Etiketler:
Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • OKURYAZAR OLMAK İSTİYORUM

    02 Mart 2017 Köşe Yazıları

    Okumazsak, fakirler(!) canımıza okuyacak. - Göreviniz/mesleğiniz nedir? - Öğretmenim... - Hangi okuldasınız hocam? - Okulda değil, ceza infaz kurumunda öğretmenim. - Nasıl yani? Mahkumlara okuma-yazma mı öğretiyorsunuz? Bütün tanışmalar bu diyologlar ile başlayıp bu minvalde devam ediyor. Bu diyologların arkasından şu monolog geliyor: - Okuma ve yazma öğretmek değil, okumayı ve yazmayı öğrenmek; "okuryazar" olmak istiyorum. Ama benim "okuryazar"lıktan kastım adını soyadını yazabilmek değil tabi ki... Yazmak, bir merak işidir. Kalemini...
  • HAK VE ADALET PEŞİNDE

    26 Şubat 2017 Ceza İnfaz Personeli, Cezaevi Haberleri, Diğer Haberler, İnfaz ve Koruma Memurları, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler, Üst Manşet

    Daha önce birçok yazımızda, özellikle vardiyalı çalışılan meslek gruplarında karşılaşılan sağlık sorunlarını dile getirmiştik. Uzun süre gece vardiyasında çalışan kişilerde stresten kaynaklı kalp ve damar rahatsızlıkları, romatizma, siyatik, uyku bozuklukları gibi çok sayıda hastalığın görüldüğü çeşitli araştırmalarla kanıtlanmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 2004 yılında başlatılan ve 2010 yılında tamamlanan bir akademik araştırmada, polisin gece saat 22.00 ile 03.00 arasında uyumadığı için; bu saatle salgılandığı belirtilen, s...
  • İLK ÇAĞLARDA CEZAEVİ -3

    05 Şubat 2017 Köşe Yazıları

    İslamiyet Öncesinde Cezaevleri. Kur'an ayetlerinden de anlaşıldığı kadarı ile eski medeniyetlerde hapishanelerin, yerleşik sisteme geçmiş, belirli ölçüde gelişmiş bir hukuk sistemine sahip bölgelerde var olduğunu söylememiz mümkündür. Ancak bu hapishanelerin, suçluyu cezalandırma ve topluma kazandırma işlevinin dışında cezası kesinleşip, infaz gerçekleştirilene kadar, suçlunun bekletildiği mekânlar olduğu anlaşılmaktadır. Eski ve Yeni Ahitte geçen hapishane anlatımı ile Kuran’daki anlatım birbiri ile örtüşmektedir. Hz. Yusuf ve Musa'nın haps...
  • İSLAM İNSAN VE BİLİM

    05 Şubat 2017 Köşe Yazıları

    İslam ve İnsan   Birkaç asırdır Müslümanların bilimde biraz geri kalmışlığı beraberinde İslam ve bilim tartışmalarını ortaya atılmasına neden olmuş, bazı art niyetli kişiler tarafından Müslümanlar gerici, yobaz olarak lanse edilerek bunun sebebinin İslam olduğu söyleme cüreti  göstermiştir.  Oysa hakikat hiçte öyle değildir. Müslümanların insanlığa yaptıkları hizmetleri anlatan  ciltlerce kitap vardır. Ancak bu yapılanlar dönem dönem büyük sansürlere uğramış yada batılılar  tarafından çalınarak kendi isimleriyle kendileri tarafından üretilmiş...