logo

reklam

İLK ÇAĞLARDA CEZAEVİ -3


Enes BERKSUN
enesberksun@hotmail.com

İslamiyet Öncesinde Cezaevleri.

Kur’an ayetlerinden de anlaşıldığı kadarı ile eski medeniyetlerde hapishanelerin, yerleşik sisteme geçmiş, belirli ölçüde gelişmiş bir hukuk sistemine sahip bölgelerde var olduğunu söylememiz mümkündür. Ancak bu hapishanelerin, suçluyu cezalandırma ve topluma kazandırma işlevinin dışında cezası kesinleşip, infaz gerçekleştirilene kadar, suçlunun bekletildiği mekânlar olduğu anlaşılmaktadır. Eski ve Yeni Ahitte geçen hapishane anlatımı ile Kuran’daki anlatım birbiri ile örtüşmektedir. Hz. Yusuf ve Musa’nın hapsediliş hikâyeleri her üç ilahi kitapta da tüm yönleri ile ele alınmıştır.

 

İslam’dan önce Romalılarda genelde idam cezası uygulanmakla birlikte bazı durumlarda ölüm cezası müebbet hapse çevrilmiş, mahkûmlar açık cezaevi usulü, özel ve kapalı işyerlerinde çalıştırılmıştır. Kanaatimizce ölüm cezasının müebbet hapse çevrilmesindeki asıl neden, af değil suçluları ağır işlerde çalıştırarak onların işgücünden istifade etmektir.

 

Yarı açık hapishaneler dışında, hapis cezalarının ilk olarak tatbikatına başlandığı sıralarda, tutukluların ceza maksadı ile kapatıldıkları yerler karanlık bodrumlar olmuştur. İtalya, Hollanda başta olmak üzere, batı ülkelerinde ancak, XVI. y.y.’dan dan itibaren hapishanelerin teşekküllü bir şekilde kurulmaya başladığını görmekteyiz.

 

Türklerde uygulaması çok fazla olmamakla birlikte hafif suçlar için kısa süreli hapis ve zorunlu ikamet cezaları verildiğinden, hapishanelerin kısmen mevcudiyetinden söz edilebilir. İslam öncesi uygarlıklarda hapishanelerin mahiyeti hakkında geniş bir bilgiye sahip olmamamıza rağmen, toplumların yaşam şekilleri, diğer medeniyetlerle olan etkileşimleri, benimserlikleri ceza hukuk sistemleri, hapis ve hapishane anlayışları üzerinde etkili olmuştur. Örneğin göçebe Türklerde teşkilatlı bir hapishaneden bahsetmek anlamsız olur. Ancak, ticari alış veriş gereği dış etkilere açık olan ve yerleşik hayatın benimsendiği Maveraünnehir Bölgesinde durumun daha farklı olduğu düşünülebilir.

Cahiliye Arap toplumunda ise, yerleşik Araplar dışında, hapis cezası ve hapishane binaları yaygınlık kazanmamıştır. Bunda da en önemli etken, Orta Asya Türklerinde olduğu gibi göçebe yaşantısının ve toplumun tüm fertlerinin istisnasız benimsediği, iç düzeni sağlayan sabit hukuk sistemlerinin olmayışıdır. Arapların hapis cezası yerine, kabile prensiplerine aykırı davranan kişileri sürgünle kabile dışı bırakma ile cezalandırma usulü daha fazla yaygınlık kazanmıştır. Şüphesiz ki hapis cezasının tatbiki için sağlam olarak inşa edilmiş bir hapishaneye, muhafızlara/ infaz ve koruma memurlarına ihtiyaç vardır. Çölde yaşayan, sürekli hayvanları için otlak arayan bedeviler için hapishanenin varlığından bahsetmek bir bakıma anlamsızdır.

 

Güney Arabistan’ın durumunun kuzeye nazaran daha farklı olduğu bilinen bir gerçektir. Deniz ticaretinin merkezi olan, farklı milletlerle kaynaşma imkânı ve kültür alış verişinde bulunan bölge halkının yerleşik bir devlet nizamına sahip olması ayırıcı bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bölgenin dışında Arap yarımadasında Mekke, Medine gibi şehir merkezlerinde de hapishane olarak kullanılan özel mekânlardan bahsedilmektedir. Bu hapishanelerde mahkûmların el ve ayaklarından, ucu duvara sabitleştirilmiş zincirlere bağlandığına ve hapishane infaz ve koruma memurlarına Haddad ismi verildiğine dair bilgilere rastlamaktayız. İslam öncesi toplumlarda, başta yöneticilerin varlıklarını sürdürmek ve yönetilenleri baskı altında tutmak, fertlerin ve toplumun çıkarlarını korumak maksadı ile suçluları tutuklayıp hapsettikleri anlaşılmaktadır. Yerleşik hayat biçimini kabullenememiş göçebe toplumlarda ise suçlu kişiyi toplumdan tecrit, yani sürgün, hapis cezasına denk bir müeyyide olarak karşımıza çıkmaktadır.

 

(Haddad;  Demir işleri yapan usta, demirci, çilingir. * Muhâfız, bekçi, gardiyan. * Kapıcı. )

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • OKURYAZAR OLMAK İSTİYORUM

    02 Mart 2017 Köşe Yazıları

    Okumazsak, fakirler(!) canımıza okuyacak. - Göreviniz/mesleğiniz nedir? - Öğretmenim... - Hangi okuldasınız hocam? - Okulda değil, ceza infaz kurumunda öğretmenim. - Nasıl yani? Mahkumlara okuma-yazma mı öğretiyorsunuz? Bütün tanışmalar bu diyologlar ile başlayıp bu minvalde devam ediyor. Bu diyologların arkasından şu monolog geliyor: - Okuma ve yazma öğretmek değil, okumayı ve yazmayı öğrenmek; "okuryazar" olmak istiyorum. Ama benim "okuryazar"lıktan kastım adını soyadını yazabilmek değil tabi ki... Yazmak, bir merak işidir. Kalemini...
  • HAK VE ADALET PEŞİNDE

    26 Şubat 2017 Ceza İnfaz Personeli, Cezaevi Haberleri, Diğer Haberler, İnfaz ve Koruma Memurları, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler, Üst Manşet

    Daha önce birçok yazımızda, özellikle vardiyalı çalışılan meslek gruplarında karşılaşılan sağlık sorunlarını dile getirmiştik. Uzun süre gece vardiyasında çalışan kişilerde stresten kaynaklı kalp ve damar rahatsızlıkları, romatizma, siyatik, uyku bozuklukları gibi çok sayıda hastalığın görüldüğü çeşitli araştırmalarla kanıtlanmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 2004 yılında başlatılan ve 2010 yılında tamamlanan bir akademik araştırmada, polisin gece saat 22.00 ile 03.00 arasında uyumadığı için; bu saatle salgılandığı belirtilen, s...
  • İLK ÇAĞLARDA CEZAEVİ -3

    05 Şubat 2017 Köşe Yazıları

    İslamiyet Öncesinde Cezaevleri. Kur'an ayetlerinden de anlaşıldığı kadarı ile eski medeniyetlerde hapishanelerin, yerleşik sisteme geçmiş, belirli ölçüde gelişmiş bir hukuk sistemine sahip bölgelerde var olduğunu söylememiz mümkündür. Ancak bu hapishanelerin, suçluyu cezalandırma ve topluma kazandırma işlevinin dışında cezası kesinleşip, infaz gerçekleştirilene kadar, suçlunun bekletildiği mekânlar olduğu anlaşılmaktadır. Eski ve Yeni Ahitte geçen hapishane anlatımı ile Kuran’daki anlatım birbiri ile örtüşmektedir. Hz. Yusuf ve Musa'nın haps...
  • İSLAM İNSAN VE BİLİM

    05 Şubat 2017 Köşe Yazıları

    İslam ve İnsan   Birkaç asırdır Müslümanların bilimde biraz geri kalmışlığı beraberinde İslam ve bilim tartışmalarını ortaya atılmasına neden olmuş, bazı art niyetli kişiler tarafından Müslümanlar gerici, yobaz olarak lanse edilerek bunun sebebinin İslam olduğu söyleme cüreti  göstermiştir.  Oysa hakikat hiçte öyle değildir. Müslümanların insanlığa yaptıkları hizmetleri anlatan  ciltlerce kitap vardır. Ancak bu yapılanlar dönem dönem büyük sansürlere uğramış yada batılılar  tarafından çalınarak kendi isimleriyle kendileri tarafından üretilmiş...