logo

reklam

İSLAM İNSAN VE BİLİM


Hüdayi Azbay
azbay13@hotmail.com

İslam ve İnsan  

Birkaç asırdır Müslümanların bilimde biraz geri kalmışlığı beraberinde İslam ve bilim tartışmalarını ortaya atılmasına neden olmuş, bazı art niyetli kişiler tarafından Müslümanlar gerici, yobaz olarak lanse edilerek bunun sebebinin İslam olduğu söyleme cüreti  göstermiştir. 

Oysa hakikat hiçte öyle değildir. Müslümanların insanlığa yaptıkları hizmetleri anlatan  ciltlerce kitap vardır. Ancak bu yapılanlar dönem dönem büyük sansürlere uğramış yada batılılar  tarafından çalınarak kendi isimleriyle kendileri tarafından üretilmiş gibi sunulmuştur. Bizim bir çok kitaplarımızda taraf tutan batılı kaynaklardan tercüme edildiğinden bir çok  bilimin asıl üretenleri yok sayılmıştır. . Biz sadece birkaç kaynaktan  örnek vererek kısa kısa  Müslümanların insanlığa ve bilime sundukları birkaç konuyu dile getirmeye çalışalım. 

Dünya tarihinde insan hakları ile alâkalı ilk metin olarak bize hep 1215 yılında yayımlanan Magna Carta anlatılır. Oysa ilk insan hakları bildirgesi tartışmasız Veda Hutbesi’dir. Peygamber Efendimiz (s.a.v) vefatından kısa bir süre önce, Hicri 9 - Milâdî 632 yılında, Mekke’de yüz bin kadar insana Veda Hutbesi olarak bilinen tarihî bir konuşma yapmıştır. Peygamber Efendimiz Hz Muhammed ilmi, ahlakı, ekonomiyi ve hukukun temel kuralı olan adaleti düzenlemiştir. Bu hutbede faizcilikten  ırkçılığa, kadın haklarından kan davalarına kadar  birçok konudan bahsedilmekte bazı emirler ve yasaklar bildirilmektedir. Oysa  Avrupa’da ilân edilen ilk insan hakları metni 1215 tarihli Magna Carta’dır. Veda Hutbesi ile Magna Carta arasında 583 yıl bulunmaktadır. Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Beyannamesi  ise, 1948 tarihlidir  ve Veda Hutbesi’nden tam 1316 yıl sonra kabul edilmiştir. 

Konun daha iyi anlaşılması için  Veda hutbesinden  birkaç alıntı aktaralım. 

“Ey insanlar! 

Arabın Arap olmayana, Arap olmayanın da Arap üzerine üstünlüğü olmadığı gibi; kırmızı tenlinin siyah üzerine,  siyahin da kırmızı tenli üzerinde bir üstünlüğü yoktur.  

Azası kesik siyahî bir köle başınıza amir olarak tayin edilse, sizi Allah’ın kitabi ile idare ederse, onu dinleyiniz ve itaat ediniz. 

Suçlu kendi sucundan başkası ile suçlanamaz.  

Dikkat ediniz! Su dört şeyi kesinlikle  yapmayacaksınız: Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmayacaksınız. Allah’ın haram ve dokunulmaz kıldığı canı, haksız yere öldürmeyeceksiniz.  Zina etmeyeceksiniz.  Hırsızlık yapmayacaksınız… 

Peygamber Efendimizin kaldırdığı ilk  faiz  amcası Abbas’ın faizidir. 

Kaldırdığı  ilk kan davası Abdulmuttalip’in  torunu İyas bin Rabia’nın kan davasıdır. 

Cahiliye döneminde diri diri toprağa gömülen kız çocuklarının yerini ‘Cennet annelerin ayakları altındadır’ düsturuyla ümmetin anneleri almıştır. 

Habeşli siyahi bir köleyi Kabe’nin üzerine çıkararak ezan okutan Allah Resulü,  asıl üstünlüğün takvada olduğunu bildirerek insanların içindeki zenginlik, renk ve soy putunu yıkmıştır.  

Mekke’nin fethinden sonra Kabe’nin anahtarını daha önce Kabe’ye hizmet eden gayri Müslim aileye  vererek emaneti ehline verin o hak onların hakkıdır  demiştir. 

İslam’ın ikinci halifesi olan Hz Ömer sütten kesilen yavrular, hastalar ve yaşlılar için beytülmalden maaş bağlatmıştır.  

Dilencilik yapan gayrimüslim birine neden bu halde olduğunu sormuş, oda hastalık yaşlılık ve ödediği cizyeden dolayı olduğunu söyleyince, gençliğinde kendisinden yararlandığımız kişiyi bu halde bırakamayız deyip  maaş bağlatmıştır. 

Yine Hz Ömer, Cami inşaatı nedeniyle bir bölgenin Valisi tarafından evi yıkılan bir Yahudi’nin  durumunu öğrenince tekrar yeniden yaptırma emri vermiş,  mağduriyetini gidererek Valisini insan hakları konusunda ikaz etmiştir. 

Bu gün bize insanlık dersi, medeniyet dersi vermeye çalışan Batılılar, ortaçağda özürlü insanların içine şeytan kaçmış diye garip tedavi yöntemleri uygularken bizim şifahanelerimiz, Versay sarayı koridorlarına pislerken bizim hamamlarımız vardı. Osmanlı döneminde İstanbul’da eskiden külahlar dolanır ortalıkta bir pislik, tükürük gördüklerinde onun üstüne kül dökerlerdi. Müslümanların temizlik ve toplumsal ahlaka ve görgü kurallarına verdiği önem batılı bir çok yazar tarafından çeşitli kitaplarda anlatılmıştır. Bu gün yatak odalarımızın baş köşesini  işgal eden tuvalet masası denen ürünün aslında nereden geldiği batılıları daha iyi tanımamız  açısından  araştırılmaya değer bir konu olsa gerek… 

İslam ve İnsan 

Müslümanlar sadece temizlikte, insan haklarında veya sosyal adalette çığır açmamışlar, aynı zamanda  bilimde de  çığır açmışlardır. Bilimde çığır açmak  Asrı saadette   7 . asırdan itibaren  Müslüman bilim adamlarına nasip olmuştur. Tümünü yazmak, anlatmak  ciltlerce kitap alır. Çünkü bu gün ki bilimin geldiği noktanın % 60’ından daha fazlasının altında Müslüman bilim adamlarının imzası vardır. 

Hicri 2. yüz yılda yaşamış büyük İslam alimi Cabir bin Hayyan miladi 8. Asırda  atomun parçalanacağını ve yer çekimi kanunu bulmuştur. İlk laboratuarı kurmuş ilk suni hücreyi yapmış gözlem ve deney yöntemini ilk kez o uygulamıştır. Oysa Newton prensibinden Avrupa’da ancak 19. asırda bahsedilmiştir. Buradan da anlaşılacağı gibi Avrupalılar Müslümanlardan yaklaşık on asır geriden gelmektedir. Oda muhtemelen Müslümanların eserlerini  inceleyerek… 

Astronomi ilminde El Battani bir yılın 365 gün 5 saat 46 dakika ve 22 saniye olduğunu keşfetmiştir. Bu bugün ki teknolojiyle sadece  2 saniye şaşmaktadır. Oysa bize yıllarca öğretilen  Batlamyusun  yıl hesabı 260 gündür. Aradaki farkı siz hesaplayın. 

Bu gün ki fiziğin kurucusu İbni Heysem’dir. İbni Haysem bu gün ki  atom ve molekül nazariyesini ta 10. yüz yılda bulan insandır.  

Abbasi Halifelerinden 813-833 yılları arasında halifelik yapan Halife Abdullah Memun  Akdeniz’de ki Müslüman toprakların kadastrosunu yapmak istemiş,  bunu ölçmek için  Müslüman bilim adamları bu gün trigonometride uyguladığımız sinus, kosinüs, tanjant, kotan jantı icat etmişlerdir. Sinüsün aslı Arapça bir kelime olan ceyp kelimesinden gelmektedir. Ve bu eskiden bizim ders kitaplarında da ceyp, tamamı ceyp olarak okutulmaktayken batılılaşma süreciye sinüs, kosinüs olarak okutulmaya başlatılmıştır. Avrupalılar bizden anlamadan aldıklarını maalesef bizde onlardan anlamadan almışız. İki meridyen arasındaki mesafe olan 111 km mesafeyi de aynı dönemde Müslüman bilim adamları hesaplamışlardır.  

İlk tarih kitabını yazan, tarihin bir hikaye olmadığını söyleyen milletleri yaşayış sebepleriyle inceleyen bunların tahlilini yapan ve ilk tarih kitabı Mukaddimeyi 1375 yılında yazan İbn-i Haldun’dur. 

Kristof  Kolomb’un şu sözleri Amerikan kıtasını Müslüman bilim adamlarının bildiğinin delilidir. İsyan eden ve geri dönmek isteyen tayfasına; Ben devamlı olarak batıya gidildiğinde yeni karalara rastlanacağı fikrini Müslümanların  kitaplarından okudum. Müslüman alimler yalan söylemez. O karaya mutlaka varacağız.  

Cebir ilmini bulan Müslüman bilim adamlarından El Cabirdir. Bu gün ki sayıları bulanlarda Müslüman alimlerdir. Eski yunanlıların alfabeleri 60 harften oluşmaktaydı. Bunun yanında sayıları da 60’ a kadardı. 0 sayısını İlk defa El-Harezmi kullanmıştır. Ondalık dilimi de ilk defa  Müslüman bilim adamları kullanmıştır.  

Büyük Müslüman alimlerden Horasanlı Gıyaseddin Cemşid bir derecenin sinüsünü ilk defa hesaplamıştır. Ve bu gün elektronik makinelerle bu hesabı  yaptığımızda hiçbir rakam şaşmamaktadır. (0,017.452.404.437.238.371.) Aynı zamanda Pi sayısını bulan Alimde Gıyaseddin  Cemşit’ten başkası değildir. 

İbn-i Sina, çalışmalarıyla Hipokrat ve Galen’in şöhretini gölgede bırakarak hastalıkların teşhis ve tedavisinde pek çok yeni keşfi ve uygulamayı ilk defa ele alan hekim olmuştur. Mikrobu ilk defa keşfetmiş, damar içi şırıngasını, buz torbasını icat etmiş, ameliyatlarda ilk defa uyuşturucu ilaçlar kullanmıştır. Ayrıca iç hastalıkları, parmaklarla bedeni sertçe yoklayarak tespit etme metodunu ilk o kullanmıştır 

Tıp alanında çığır açan İbn-i Sina, İslâm kaynaklarında Eş-Şeyhü’r-Reîs (başkanların en büyüğü), Batılılar tarafından ise Hâkim-i Tıb, yani “tıbbın piri ve hükümdarı” olarak kabul edilmiştir. Tesirini Doğu’da ve Batı’da asırlarca sürdürmüş olan İbn-i Sina’nın en meşhur eseri olan el-Kanun, tıp literatüründe bir şaheserdir. El-Kanun Fi’t-Tıbb (Tıbbın Kanunu) Avrupa üniversitelerinde 600 sene kaynak tıp kitabı olarak okutulmuştur. Ancak biz hala Hipokrat’ın yeminini etmekteyiz. 

 

 

 

Sonuç Olarak… 

Müslümanlar insanlığın altın madenidir. Ve altın yere düşmekle pis olmaz.  

Batılılara  yada eski tabiriyle beyaz adamlara gelince; onlar önce kızıl derilileri sonra siyah derilileri katlettiler. Ve medeniyetlerini kan ve gözyaşı üzerine kurdular. Şimdi ise  derisinin rengine bakmadan bütün Müslümanları katletmeye  azimle  devam etmektedirler. Bunu yaparken kartalı öldüren kendi tüyüdür sözü misali içimize attıkları nifak tohumunun meyvesi olan ihtilaflarımızdan azami şekilde faydalandılar. Kendi aralarında sınırları kaldırırken bize yeni sınırlar çizdiler. Küfür tek millet olurken Müslümanlar yetmiş iki millete ayrıldı. Bizi bir arada tutan ve bizi biz yapan değerler göz ardı edilerek fitne ateşi körüklendi. Müslümanlar Ümmet şuurunu genel anlamda kaybederek ırkçılık, mezhepçilik hatta cemaatçilik  gibi tefrikalarla bir birine düştü ve zayıfladı. Bu nedenle  İslam beldeleri teker teker  zenginlikleri  sömürülen,  yer altı kaynakları çalınan pazar yerlerine döndürüldü.  

Batılılar bizim kültürümüzü  almadan ilmimizi çaldılar ve yerine kendi bozuk kültürlerini verdiler. Onlarda aile yapısı erirken bu kokuşmuşluğu  modayla, diziyle, eğlence programlarıyla bize de dayattılar. Ve başarılı da oldular. Bize cambaza bak oynattılar ve inançlarımız gitti, değerlerimiz, erdemlerimiz gitti, ceplerimiz boşaltıldı. Mehmet Şevket Eygi hocanın deyimiyle son elli senede elli bin yeni cami yaptıran Müslümanlar, bir tek Eton Koleji (veya benzeri) ayarında mükemmel bir lise açamadı. Ne yazık ki Kutsal Kitabının ilk inen ayeti oku diye başlayan, bir çok yerde akletmez misiniz, düşünmez misiniz diye öğütler veren,  bir dinin inananlarını okumadı, akletmedi, düşünmedi ve geri kaldı yada geri bırakıldı.  Oysa dünyaya adaleti de, huzuru da, bilimi de, nezaketi de  İslam getirmiş ve Müslümanlar bunları asırlarca uygulamışlardı. Doğudan medeniyet adına koparılan Müslümanlar, Batılıda olamadı ortada debelenip duran bir hale getirildi. Batılıların dilini kültürünü alırken gösterilen gayret  Batılıların aslında kimler olduğunu öğrenmede maalesef gösterilmedi. 

Keçizade paşanın batılı bir sefire naziresi çok manidardır. Hani Osmanlının hasta adam olarak anıldığı zamanlardan batılı bir sefir Osmanlının çok zayıf bir devlet olduğu sözüne ne münasebet efendi biz o kadar güçlüyüz ki  asırlardır siz dışarıdan yıkmaya çalıştınız biz içerden bir türlü yıkamadık. Ronald Storrs’a göre sadece Arap isyanının, İngiltere vergi mükelleflerine maliyeti 11  milyon sterlindir.  Acaba bizleri bölüp parçalamak için toplamda ne kadar bütçe ayırmışlardır.  

Selametle kalın. 

Kaynaklar :  

Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN- Davam  

Seyyit  KUTUP- İslamda Sosyal Adalet  

Fikret OĞUZTÜRK –Ortaçağı Özledim  

Yavuz BAHADIROĞLU- Biz Osmanlıyız  

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • OKURYAZAR OLMAK İSTİYORUM

    02 Mart 2017 Köşe Yazıları

    Okumazsak, fakirler(!) canımıza okuyacak. - Göreviniz/mesleğiniz nedir? - Öğretmenim... - Hangi okuldasınız hocam? - Okulda değil, ceza infaz kurumunda öğretmenim. - Nasıl yani? Mahkumlara okuma-yazma mı öğretiyorsunuz? Bütün tanışmalar bu diyologlar ile başlayıp bu minvalde devam ediyor. Bu diyologların arkasından şu monolog geliyor: - Okuma ve yazma öğretmek değil, okumayı ve yazmayı öğrenmek; "okuryazar" olmak istiyorum. Ama benim "okuryazar"lıktan kastım adını soyadını yazabilmek değil tabi ki... Yazmak, bir merak işidir. Kalemini...
  • HAK VE ADALET PEŞİNDE

    26 Şubat 2017 Ceza İnfaz Personeli, Cezaevi Haberleri, Diğer Haberler, İnfaz ve Koruma Memurları, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler, Üst Manşet

    Daha önce birçok yazımızda, özellikle vardiyalı çalışılan meslek gruplarında karşılaşılan sağlık sorunlarını dile getirmiştik. Uzun süre gece vardiyasında çalışan kişilerde stresten kaynaklı kalp ve damar rahatsızlıkları, romatizma, siyatik, uyku bozuklukları gibi çok sayıda hastalığın görüldüğü çeşitli araştırmalarla kanıtlanmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 2004 yılında başlatılan ve 2010 yılında tamamlanan bir akademik araştırmada, polisin gece saat 22.00 ile 03.00 arasında uyumadığı için; bu saatle salgılandığı belirtilen, s...
  • İLK ÇAĞLARDA CEZAEVİ -3

    05 Şubat 2017 Köşe Yazıları

    İslamiyet Öncesinde Cezaevleri. Kur'an ayetlerinden de anlaşıldığı kadarı ile eski medeniyetlerde hapishanelerin, yerleşik sisteme geçmiş, belirli ölçüde gelişmiş bir hukuk sistemine sahip bölgelerde var olduğunu söylememiz mümkündür. Ancak bu hapishanelerin, suçluyu cezalandırma ve topluma kazandırma işlevinin dışında cezası kesinleşip, infaz gerçekleştirilene kadar, suçlunun bekletildiği mekânlar olduğu anlaşılmaktadır. Eski ve Yeni Ahitte geçen hapishane anlatımı ile Kuran’daki anlatım birbiri ile örtüşmektedir. Hz. Yusuf ve Musa'nın haps...
  • İSLAM İNSAN VE BİLİM

    05 Şubat 2017 Köşe Yazıları

    İslam ve İnsan   Birkaç asırdır Müslümanların bilimde biraz geri kalmışlığı beraberinde İslam ve bilim tartışmalarını ortaya atılmasına neden olmuş, bazı art niyetli kişiler tarafından Müslümanlar gerici, yobaz olarak lanse edilerek bunun sebebinin İslam olduğu söyleme cüreti  göstermiştir.  Oysa hakikat hiçte öyle değildir. Müslümanların insanlığa yaptıkları hizmetleri anlatan  ciltlerce kitap vardır. Ancak bu yapılanlar dönem dönem büyük sansürlere uğramış yada batılılar  tarafından çalınarak kendi isimleriyle kendileri tarafından üretilmiş...