logo

reklam

OKURYAZAR OLMAK İSTİYORUM


İdris KOÇ
idris.koc@adalet.gov.tr

Okumazsak, fakirler(!) canımıza okuyacak.

– Göreviniz/mesleğiniz nedir?
– Öğretmenim…
– Hangi okuldasınız hocam?
– Okulda değil, ceza infaz kurumunda öğretmenim.
– Nasıl yani? Mahkumlara okuma-yazma mı öğretiyorsunuz?
Bütün tanışmalar bu diyologlar ile başlayıp bu minvalde devam ediyor. Bu diyologların arkasından şu monolog geliyor:
– Okuma ve yazma öğretmek değil, okumayı ve yazmayı öğrenmek; “okuryazar” olmak istiyorum. Ama benim “okuryazar”lıktan kastım adını soyadını yazabilmek değil tabi ki…
Yazmak, bir merak işidir. Kaleminizden dökülen kelimelerden kurulacak anlam dünyasını ve bunun muhatap üzende oluşturacağı etkiyi merak ederek yazmak… Yazının, makalenin, kitabın hangi cümle ile sonuca bağlanacağını merak ederek yazmak…

Yazmak, bir cesaret işidir. Bir tarafta okunmama ve beğenilmeme riskini, acımasızca eleştirilme ihtimalini, diğer tarafta ise sana ait olanları ifşa etmenin endişesini hesaplamaktır yazmak…
Yazmak, bir birikim işidir. Sadece şairler sabah kalkar, kalemi eline alır ve yüreğinden döküleni geçirir kağıda. Yazar, zihninin süzgecinden geçirdiği yılların birikimini döker kağıda.
Yazmak bir emek işidir. Bir yazı, bir saatte de tamamlanabilir, bir günde de, bir ayda da. Aslında o yazının altında yılların emeği vardır.

Yazmak, bir yetenek işidir. Birikimi söze dökmek farklı, kalem ve klavyeyi kullanarak kağıda dökmek farklı bir yetenek gerektirir. Ve her yetenek gibi geliştirilebilir.
Yazmak, bir edep işidir. Yazan kişinin dilinden de, kaleminden de edep damlar. Edep dışı ve saygısız ifadeler, hakaret ve küfür kendini bilen kalem sahibinin uzağındadır.

Yazmak, bir sorumluluk işidir. Parmaklar klavyeye vurdukça dökülen kelimelerin, muhatabın zihninde kuracağı cümlelerin sorumluluğunu taşır yazan. Sözün vardığı yeri, açtığı kapıyı ya da yarayı hesaplar ve yayınlamadan defalarca okur. Bu yüzden endişelidir yazar.
Kısacası merak, cesaret, bilgi, yetenek, tecrübe, edep ve endişe azığıdır her yazarın; ve bunlardan beslenir her daim.

Kimileri bilgi birikimini, tecrübelerini kaleme alır; bir kitabın iki kapağı arasında. Kimileri bir konu ya da bir alana duyduğu ilgiyle yaptığı okuma ve araştırmaları toplayıp, kendi düşünce ve yorumlarıyla harmanlayarak paylaşır bizimle. Kimileri de sosyal, edebî, siyasî, akademik ya da meslekî tecrübelerinin yardımıyla edindiği izlenimleri, yaşama dair tanıklıklarını kaleme alır; bir dergi, gazete ya da haber sitesinde.

Sosyal medyanın hayatımızın bir parçası olması ile yeni bir yazarlık türü daha ortaya çıktı. Fakir(!) yazarlık… Makyajlı sosyal medya yazarlığı… Bir birikim, emek, edep olmadan; sorumluluk duymadan, cesaret hapı alarak yazmak… Tabi sosyal medyayı sosyalleşmek, haberleşmek; yani gerçek amacı için düzeyli bir şekilde kullanan kişileri tenzih ediyorum. Burada eleştirdiğim kişiler başka…

Bu makyajlı sosyal medya yazarlarında birikim yoktur; kaynağını ve doğruluğunu araştırmadan kopyalayıp yazarlar. Bunlarda edep de yoktur; fütursuzca yazarlar. Ama her ne hikmetse yazılan şeylerin çoğu ahlakî öğüt ve doğru tavır-davranış telkinidir. “Ele verir talkını, kendisi yutar salkımı” hesabı; her fırsatı değerlendirip, alıntı süslü cümleler paylaşırlar bolca. Bayram, kandil ve önemli günler, bu fakirlerin(!) makyaj yapıp, süslü elbiselerini ve yüksek topuklu ayakkabılarını giyip pazara çıkmaları için bulunmaz fırsattır.

Onlar için bu yazılanların sorumluluğu da yoktur. Günün anlam ve önemine binaen paylaşımlar çoğaldıkça altlara düşecekler ve yazdıklarının sorumluluklarından kısa sürede kurtulacaklardır nasıl olsa. Önemli olan, ânı değerlendirip pirim yapmaktır. Pazarda kendisini göstermektir.
Birikim yok, edep yok, sorumluluk yok. Yaz, yazabildiğin kadar… At, atabildiğin kadar… Tutarsa, yerlerse…

Evet, yazmak bir cesaret, endişe, merak işi. Yazmak, bir birikim ve emek işi. Yazmak bir edep ve sorumluluk işi. Ama bütün bunlardan torbanıza birazcık doldurup yola çıkabilirseniz çok keyifli bir yolculuktur yazmak. Yol aldıkça ve yazdıkça gelişen bir yetenek…

Yol aldıkça ve yazdıkça kendisi de şaşıyor insan. Yolculuk hiç bitmesin istiyor. Yol aldıkça torbandaki bir avuç azık bollaşıyor; paylaştıkça bereketleniyor.

Montaigne, “Ben kitaplarımı değil, kitaplarım beni ortaya çıkarmıştır.” diyor. Yazılanlar, yazarların eseri değil aslında; yazarlar, yazılanların bir eseri. Bunu Bacon’un “Okumak insanı olgunlaştırır, konuşmak ustalaştırır. Yazmak ise daha somut bir bilgi sağlar.” sözü de destekler.
Okudukça, gözlemlerini ve okumalarını harmanladıkça zihninde ve gönlünde birikenleri kalemle kağıda dökmek için çıkılan bir yolculuktur yazmak…

Bu yolculukta yol arkadaşlarına da ihtiyaç var. Yazarları yalnız bırakmamak, yazılanları garip koymamak için okumak gerekiyor. Yazarlar ve yazılanlar bu anlamda yol arkadaşı olarak okuyucularını bekliyor.

Zihnî, sosyal, ahlakî ve manevî gelişimi yakalamak için mutlaka ve sürekli okumaya ihtiyacımız var. Unutmayalım ki, sosyal medyadan kopyalayıp, kendisinden bir kaç kelime koyamadan yine sosyal medyada paylaşan fakirlerin(!) bizim zihnî, sosyal, ahlakî ve manevî gelişimimize katacağı hiçbir şey olamaz.

Okumak, anlatmak ve yazmak…

Okudukça ve yazdıkça bir başka keyifli oluyor bu yolculuk. İsmin önüne güzel sıfatlar eklemek birçoğumuzun hayalidir. Galiba en güzeli, sahip olduğumuz bütün maddi varlıkların ve ismimizin önündeki unvanların geçici olduğu dünyada “okuryazar” olarak anılmak…
Kitaplar, dergiler, gazeteler, köşeler okuyucusuz; yazarlar bu yolculukta garip kalmasın.

Lütfen okumada kalın…

Share
#

SENDE YORUM YAZ

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • OKURYAZAR OLMAK İSTİYORUM

    02 Mart 2017 Köşe Yazıları

    Okumazsak, fakirler(!) canımıza okuyacak. - Göreviniz/mesleğiniz nedir? - Öğretmenim... - Hangi okuldasınız hocam? - Okulda değil, ceza infaz kurumunda öğretmenim. - Nasıl yani? Mahkumlara okuma-yazma mı öğretiyorsunuz? Bütün tanışmalar bu diyologlar ile başlayıp bu minvalde devam ediyor. Bu diyologların arkasından şu monolog geliyor: - Okuma ve yazma öğretmek değil, okumayı ve yazmayı öğrenmek; "okuryazar" olmak istiyorum. Ama benim "okuryazar"lıktan kastım adını soyadını yazabilmek değil tabi ki... Yazmak, bir merak işidir. Kalemini...
  • HAK VE ADALET PEŞİNDE

    26 Şubat 2017 Ceza İnfaz Personeli, Cezaevi Haberleri, Diğer Haberler, İnfaz ve Koruma Memurları, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler, Üst Manşet

    Daha önce birçok yazımızda, özellikle vardiyalı çalışılan meslek gruplarında karşılaşılan sağlık sorunlarını dile getirmiştik. Uzun süre gece vardiyasında çalışan kişilerde stresten kaynaklı kalp ve damar rahatsızlıkları, romatizma, siyatik, uyku bozuklukları gibi çok sayıda hastalığın görüldüğü çeşitli araştırmalarla kanıtlanmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 2004 yılında başlatılan ve 2010 yılında tamamlanan bir akademik araştırmada, polisin gece saat 22.00 ile 03.00 arasında uyumadığı için; bu saatle salgılandığı belirtilen, s...
  • İLK ÇAĞLARDA CEZAEVİ -3

    05 Şubat 2017 Köşe Yazıları

    İslamiyet Öncesinde Cezaevleri. Kur'an ayetlerinden de anlaşıldığı kadarı ile eski medeniyetlerde hapishanelerin, yerleşik sisteme geçmiş, belirli ölçüde gelişmiş bir hukuk sistemine sahip bölgelerde var olduğunu söylememiz mümkündür. Ancak bu hapishanelerin, suçluyu cezalandırma ve topluma kazandırma işlevinin dışında cezası kesinleşip, infaz gerçekleştirilene kadar, suçlunun bekletildiği mekânlar olduğu anlaşılmaktadır. Eski ve Yeni Ahitte geçen hapishane anlatımı ile Kuran’daki anlatım birbiri ile örtüşmektedir. Hz. Yusuf ve Musa'nın haps...
  • İSLAM İNSAN VE BİLİM

    05 Şubat 2017 Köşe Yazıları

    İslam ve İnsan   Birkaç asırdır Müslümanların bilimde biraz geri kalmışlığı beraberinde İslam ve bilim tartışmalarını ortaya atılmasına neden olmuş, bazı art niyetli kişiler tarafından Müslümanlar gerici, yobaz olarak lanse edilerek bunun sebebinin İslam olduğu söyleme cüreti  göstermiştir.  Oysa hakikat hiçte öyle değildir. Müslümanların insanlığa yaptıkları hizmetleri anlatan  ciltlerce kitap vardır. Ancak bu yapılanlar dönem dönem büyük sansürlere uğramış yada batılılar  tarafından çalınarak kendi isimleriyle kendileri tarafından üretilmiş...