logo

reklam

VARIZ ve BURADAYIZ


facebook
Hayati YAĞLI
by.hayati@gmail.com

İnfaz ve Koruma Memuru Hayati Yağlı’nın “Varız ve Buradayız” başlıklı yazısını buradan sesli olarak dinleyebilirsiniz.

 

Günlük yaşamın dışında gerçek anlamda izole bir mesleği icra ediyoruz. Düşün kendi çalıştığın, hayatının bir parçası olan bir yere 10 kapıdan şekilden şekle girerek ulaşıyorsun, rutine bindiği için önemsizleşiyor ama sade vatandaş açısından bu unutamayacağı ve her fırsatta bahsedeceği bir deneyimdir . İşte bu ve benzeri sebeplerle toplum farkındalığı ile ilgili bir liste yapılsa kesinlikle son 3 te yer alırız. Zaten teknik olarak da bu sorunumuzu çözümlemek mümkün değil sonuçta cezaevinden bahsediyoruz.

Toplumda herkes ve her şeyden uzağız hatta o kadar uzağız ki bu durum aynı kurumda çalışan meslektaşlarımıza kadar indirgenebilir . Devlet nezdinde bazı şeylerin gerçekleşmesi toplum desteğine muhtaçtır. 82 milyonda 40 bin kişi kadarız, toplumsal temasımız 2000 de 1. Teorik olarak bu da mümkün değildir.
Bir insan askere polise ya da gar görevlisine minnet duygusu besleyebilir ama infaz koruma memuruna neden duysun? . Çünkü yaygın kanaate göre yakalayan da hükmü veren de kapılar arkasında tutan da gardiyandır. Ulusal ve yerel basında cezaevi personeli ile ilgili olarak işkence kötü muamele firar görevi ihmal iddiaları dışında herhangi bir yayın bulamazsınız. Kendimizin çıkardığı iç dinamiklerimizden bahseden bir kaç gazete ve dergi çalışması var kurumlarda masalarda durur kendimiz bile okumayız, dolayısıyla topluma hitap etmesi mümkün değil.

Diğer bir handikap ise bakanlığımızı oluşturan personel yapısının keskin çizgilerle ayrılmış olması.

Hukukçular ve 657 liler. Maalesef Adalet Bakanlığı sadece hakim ve savcıdan oluşuyormuş gibi bir durum var ve bu cezaevlerinden tutun bakanlığa kadar her kademede iliklerine kadar hissedilir. Hatta kadrosu bakanlığa ait cezaevi çalışanları bile kendine düşeni hunharca kullanmaktan çekinmez.

Bu durum her seferinde gözünüze sokulur. Çok yakın bir örnek vereceğim. Yılbaşı gecesini nerdeyse bütün bakanlar ilgili kurumlarını sembolik de olsa ziyaret ederek geçirdi (sağlık bakanı hastanede ulaştırma bakanı hava meydanlarında enerji bakanı madende vs ) Bunun ait olduğumuz bakanlıkta yaşanma olasılığı çok düşük, nitekim örneği de yok. Aslında bu küçücük örneği çok şeye genelleyebiliriz. Sahipsiz oluşumuzun bir başka sebebidir. Sahipsizlikten kasıt bir çok bakanlık çalışanın aslında cezaevi iç işleyişi ve çalışma şartlarına vakıf olmaması. Kendi içimizdeki kabul görme ve anlaşılma sorununu bile çözmüş değiliz. Ama her ne kadar göz ardı edilse de Cezaevi ve adliye personelinin imzasını taşıyan başarılı bir kolektif çalışma var ortada. Bu tutum ve nazar değişmediği sürece en fazla personel memnuniyetsizliğinin yaşandığı ve kaçış yollarının aradığı meslek grubu olmaya devam edecek.

Eski ama yeniyiz…

Parmakla sayılacak kadar bile meslektaşımız yoktur bir idealin sonucu bu mesleğe başlayan. Çoğumuz seçeneği olmadığı ve yaşam koşullarının itelediği bu yola sıkı sıkı sarılmış insanlarız.

ideal dedim çünkü bir idealin yerleşmesi için dış dünyaya açık kapıların olması bilinmesi kabul görmesi ve cezbetmesi gerekir ama maalesef icra ettiğimiz meslek buna imkan vermiyor. 97 yıllık geçmişi olan bir kurumun 10 yıldır eğitim merkezi ve sadece 3 yıldır meslek öncesi eğitimle göreve başlatma geleneği var. Çok geç kalınmış olsa da güzel ve yerinde bir uygulama yakın gelecekte meyvelerini verecek, bariz farklılıklar ortaya koyacaktır. Umarız hem eğitimin süresi hem de niteliği daha oturaklı bir sistemin kapılarını aralar. Çünkü cezaevleri ciddi anlamda kalifiye personel ve profesyonellik isteyen kurumlar. Daha önceki merkezi olmayan sistemin en büyük sorunu mesleğin yerelliğiydi. O bölgedeki cezaevi tipi ve sosyolojik yapısına göre her ilde farklı uygulama farklı yönetim ve iş anlayışı karşımıza çıkıyordu. Mevcut cezaevi sistemi her kurum müdürünün yoğurt yeme şekline göre değişiyor hatta öyle ki farklı vardiyalarda farklı uygulamaları bile gözlemlemek mümkün. Ortak meslek kültürünün ve iş yapısının oluşması için merkezi eğitim şart. Bu yolla amatörlüğün önüne geçebilir yerine daha kalıcı bir sistem inşa edilebilir.

‘E ben ?’ Meşhur Kemal Sunal repliğidir.

Ceza ve infaz rejiminde AB ile uyum kriterleri çerçevesinde radikal değişimler yaşanmıştır. Cezaevlerinin yapısı değişmiş koşullar optimum düzeyde iyileştirilmiş, buna paralel olarak cezaevi çalışanlarının iş yükü artmıştır. Üzerlerinde ciddi beklentilerin ve toplumsal baskının olduğu cezaevi çalışanları bu gelişmelerden nasibini almayı başaramamıştır. Nitekim son 10 yılda ceza ve infaz kurumlarını ilgilendiren çok sayıda olumlu değişikler yapılmış ama her seferinde infaz ve ıslahın icra edicileri göz ardı edilmiştir. Tek kanatla uçmanın mümkün olmadığı aşikardır.

Ne yapabiliriz ki sorusuna cevap oldukça karamsar. Zira köşe başında yakaladığımız insanlara eşe dosta yıpranıyoruz diyerek dert yanmak, ya da 3-5 kişilik grup oluşturup greve gitmek, sosyal medyada takipçi kasmak vs hiç biri mümkün değil.
Tek çözüm yasama ve yürütmenin insafı ve inisiyatifine kalmış durumda. Hep direkten dönen çalışmalar, bir çok meslektaşımızı emekli etmiş kanun tasarıları ve yeniden yapılanma efsanelerinin örneklerini görünce durum daha da ümitsizleşiyor. O kadar ki 2 kere ağırlaştırılmış müebbet alan mahkumun 10 yıla serbest kalma olasılığından daha düşüktür beklentiler.

Bütün bunlar dışarda ola dursun kapalı kapılar arkasında yaklaşık 150 bin tutuklu ve hükümlünün infazını bir kaç olumsuz örnek ve kasıtlı yanlı haberler dışında başarılı bir şekilde ifa eden çalışanlar yine görevini en iyi şekilde yapmaya devam edecek. Bugün başıma ne gelecek diyerek girdiği üniformanın içinde yıpranmamanın yollarını arayacak göreviyle ilgili ayda gittiği mahkemeleri 3 aya indirmeye, sadece üzerinde taşıdığı üniformadan dolayı küfür işitmekten hakaret yemekten ve aldığı tehditlerden sakınmaya çalışacak.

Sonuç olarak…

Köşe bucakta iki kelamın birşey değiştirmeyeceğini bilsek te Hz. İbrahimin ateşine su taşıyan karınca misali yolunda bulunacağız ve vatandaş ve çalışanı olarak parçası olduğumuz devlet olgusunun üstüne düşeni yapması adına her fırsatta haklı taleplerimizi dile getirmeye devam edeceğiz. Cezaevleri devletlerin minyatürü gibidir şablondur ve gerçeğidir.

Not : Aslında eğlenceli bir şeyler yazmaktı niyetim, espri ise Bir haberde denk geldiğim konusunun “Amerikan bilim insanlarının NASA çalışanları için geliştirdiği yıpranma ölçer cihazın test çalışmalarının devam ettiği” ama bu gelişmenin en çok taaa Türkiye’de infaz koruma memuru olan beni heyecanlandırmasıydı.

Yine de yazalım güme gitmesin o kadar heyecanlandık sonuçta.

Etiketler: » »
Share
#

SENDE YORUM YAZ

#

VARIZ ve BURADAYIZ” için 2 Yorum

  1. serdar ozbek : diyor ki:

    biz mesleğe başladığımızda milenyum memurlarıydık,eli tesbihli gardiyanlardan uzak durun diyerek beyin yıkanarak gittik kurumlara,halbuki en ufak bir sorunda bize ”ÖCÜ” diye anlattıkları eli tesbihli gardiyanlar sahip çıkıp,onlar öğretti mesleği bize…biz de eskidik ve halen eğitim merkezleri ve okullu meslektaşlarımızda belli eder şekilde eli tesbihli gardiyanlar olarak gelmiyor mu hala kurumlara?kurumlarda hala aman vardiyaya verirler diye ödü kopan,her türlü yalaklığı yüzsüne baktığı arkadaşının arkasından çeviren insanlarla çalışmıyor muyuz? çalışma sistemimizi bile kendimiz belirleyemiyorken ne yıpranması ne özlük hakkı,polisin askerin birbirine tutkunluğuna bir bakın bir de kendi meslektaşlarımıza… HADDİ BEYLER BAYANLAR,SUYA SABUNA BİR KEZ DE DOKUNUN HAAAA…. B hiç bir şey istemiyorum,ne iyileştirme,ne özlük hakkı…sadeceSENDİKA HAKKI VERİN BİZE SENDİKAAAAAA.

  2. bakanlık memuru : diyor ki:

    bakanlıktan ve idarecilerden birşey beklemek bence yersiz ve imkansız. 25 senelik meslek hayatımda neler değişti.. 1- fiziki yapı değişti 2- kanun ve yönetmelikler değişti değişmeyen ne var 1- personel yetersizliği 2- personel özlük hakları..
    yıllardır bakanlık yetkilileri ne diyor : sorunlarını biliyoruz çalışmalar devam ediyor..
    peki ne yapmalıyız ..tabiki sendika kurmalıyız..hak verilmez alınır..

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER KÖŞE YAZILARI

  • OKURYAZAR OLMAK İSTİYORUM

    02 Mart 2017 Köşe Yazıları

    Okumazsak, fakirler(!) canımıza okuyacak. - Göreviniz/mesleğiniz nedir? - Öğretmenim... - Hangi okuldasınız hocam? - Okulda değil, ceza infaz kurumunda öğretmenim. - Nasıl yani? Mahkumlara okuma-yazma mı öğretiyorsunuz? Bütün tanışmalar bu diyologlar ile başlayıp bu minvalde devam ediyor. Bu diyologların arkasından şu monolog geliyor: - Okuma ve yazma öğretmek değil, okumayı ve yazmayı öğrenmek; "okuryazar" olmak istiyorum. Ama benim "okuryazar"lıktan kastım adını soyadını yazabilmek değil tabi ki... Yazmak, bir merak işidir. Kalemini...
  • HAK VE ADALET PEŞİNDE

    26 Şubat 2017 Ceza İnfaz Personeli, Cezaevi Haberleri, Diğer Haberler, İnfaz ve Koruma Memurları, Köşe Yazıları, Tüm Manşetler, Üst Manşet

    Daha önce birçok yazımızda, özellikle vardiyalı çalışılan meslek gruplarında karşılaşılan sağlık sorunlarını dile getirmiştik. Uzun süre gece vardiyasında çalışan kişilerde stresten kaynaklı kalp ve damar rahatsızlıkları, romatizma, siyatik, uyku bozuklukları gibi çok sayıda hastalığın görüldüğü çeşitli araştırmalarla kanıtlanmıştır. Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından 2004 yılında başlatılan ve 2010 yılında tamamlanan bir akademik araştırmada, polisin gece saat 22.00 ile 03.00 arasında uyumadığı için; bu saatle salgılandığı belirtilen, s...
  • İLK ÇAĞLARDA CEZAEVİ -3

    05 Şubat 2017 Köşe Yazıları

    İslamiyet Öncesinde Cezaevleri. Kur'an ayetlerinden de anlaşıldığı kadarı ile eski medeniyetlerde hapishanelerin, yerleşik sisteme geçmiş, belirli ölçüde gelişmiş bir hukuk sistemine sahip bölgelerde var olduğunu söylememiz mümkündür. Ancak bu hapishanelerin, suçluyu cezalandırma ve topluma kazandırma işlevinin dışında cezası kesinleşip, infaz gerçekleştirilene kadar, suçlunun bekletildiği mekânlar olduğu anlaşılmaktadır. Eski ve Yeni Ahitte geçen hapishane anlatımı ile Kuran’daki anlatım birbiri ile örtüşmektedir. Hz. Yusuf ve Musa'nın haps...
  • İSLAM İNSAN VE BİLİM

    05 Şubat 2017 Köşe Yazıları

    İslam ve İnsan   Birkaç asırdır Müslümanların bilimde biraz geri kalmışlığı beraberinde İslam ve bilim tartışmalarını ortaya atılmasına neden olmuş, bazı art niyetli kişiler tarafından Müslümanlar gerici, yobaz olarak lanse edilerek bunun sebebinin İslam olduğu söyleme cüreti  göstermiştir.  Oysa hakikat hiçte öyle değildir. Müslümanların insanlığa yaptıkları hizmetleri anlatan  ciltlerce kitap vardır. Ancak bu yapılanlar dönem dönem büyük sansürlere uğramış yada batılılar  tarafından çalınarak kendi isimleriyle kendileri tarafından üretilmiş...